Oynayan: AYŞE LEBRİZ BERKEM
Tasarım: BAŞAK ÖZDOĞAN
Işık Tasarım: KEMAL YİĞİTCAN
Afiş: GÜLAY AYYILDIZ YİĞİTCAN
Işık Uygulama: TUGAY GÖRMEZ
Asistanlar: BİNNUR IŞIK, OĞULCAN YILMAZ, CANSU ARSLAN SARAN 

Bir Delinin Güncesi ilk kez Kadın Yazısı Festivali kapsamında (tasarımcı Başak Özdoğan ve oyuncu Ayşe Lebriz Berkem) tarafından 16 Mart 2018’de MSGSÜ Bomonti Kampüsünün 5. katında gerçekleşmiştir. Kadın Yazısı Festivali’nin hedefleri doğrultusunda biz de toplumsal kutuplaşmada farklı düşünenlere nefes aldırmayan ortamların oluştuğu, toplumsal hezeyanların arttığı, özgürlüklerin kısıtlandığı, kadınlara karşı ayrımcılığın olduğu, ifade özgürlüğünün engellendiği bir noktada Aslı Erdoğan’ın hem edebiyatçı kimliğine verdiğimiz önem hem de bir kadın yazar olarak düşüncesinden dolayı yaşadığı mağduriyet nedeniyle onun hikâyesiyle festivalde yer almayı istemiştik.

Bugün tam da bu nedenler bizim için hâlâ geçerliliğini koruduğu için bu projeyi yeniden hayata geçirmek istedik. 

“Bir Delinin Güncesi”nde hikaye şöyle başlar: Genç, güzel ve ömrünün önemli bir bölümünü akıl hastanesinde geçiren kadın, günün birinde salıverilir… Akıl hastanesinden yeni çıkmış ‘sistemle’ doğuştan sorunu olan bu kadın kendini çığrından çıkmış, cehenneme dönmüş bir dünyanın içinde buluverir.  Gerçeği algılaması/anlamasına kadar geçen o kısacık zaman sanki uzun saatler gibi geçmek bilmez bir türlü…  Olan olur ve o eşsiz deliliğin refleksiyle bütün okları (silahları) üzerine çekmeyi başarır Bu cehennemden kurtuluşu ise ancak (zekice) ‘deliliğe vurarak’ olabileceğini idrak ettiğinde iş daha da karmaşıklaşır. Kadının bu cehennemin tam orta yerinde en naif haliyle “Liberte… Egalite… Fraternite…’’ diye bağırması ise cehennemin orta yerinde kaldırımın kenarında kendine yer bulmuş, her an ezilme tehlikesi altındaki yapayalnız bir ‘çiçeğin’ keyifli direnişi gibi… Bir Deliliğin Güncesi harikulade bir anlatıma sahip, hüzünlü ve gülümseten bir hikâye. Yaşadığımız dünyanın gerçekliği bundan daha güzel sorgulanamazdı. Sığınabileceğimiz ne kaldı? Hikâyelerimiz... 

Bu hikâyenin oyuna/performansa dönüşme aşamasında çıkış noktamız kadının gözünden (kuş bakışı) bu cehennemi nasıl gördüğünü anlatmak oldu. Bu naifliği olabildiğince büyütmek (büyük ölçeğe taşımak) ve gerçek dünya algısını ise küçük ölçeklerde vererek bizdeki izdüşümünü izleyiciye hissettiremekti. Sonuçta bu yaşanan(lar) gerçek mi, uydurma mı yoksa sanrılar mı şimdilik biz de bilmiyoruz.